Film senaryoları hakkında doğru bilinen yanlışlar

Senaryo yazmayı öğrenme sürecindeki problemlerden biri film senaryoları hakkındaki kavramların yanlış anlaşılmasıdır. Bu hem sinema endüstrisinde çoğunluğun kabul ettiği bazı standartlar hem de bazı senaryo eğitmenlerinin ve sinemacıların ahmaklığından kaynaklanır. Senaryo yazarken birincil faktörün yaratıcılık olduğu unutulmamalıdır. Eğer bu kalıplar ve kavramlar yaratıcılığınızın önüne geçerse ortada bir sorun var demektir.

Bize göre işin en sağlıklısı, kavramları doğru anlayarak senaryonuzu bir kalıp içine sokacaksanız bile bunu bilinçli ve isteyerek yapmanızdır. İşte bu yazıdaki amacımız film senaryoları hakkında sorgulamadan kabul edilen bazı kavramlara açıklık getirip size kendi yolunuzu çizmede yardımcı olacak bazı fikirler vermek.

Hadi gelin şimdi birilerinin çarkına çomak sokalım.

film senaryoları
Satantago (1994) filminden bir kare.

Film senaryoları: Doğru bilinen yanlışlar

İyi bir film için iyi bir senaryo gerekir

Daha işin en başında, ilk yazımızda, iyi bir film için iyi bir senaryonun gerekmediğini açıklamıştık. Sinema tarihi bu önermeyi yanlışlayan birçok örnek barındırır. Kötü senaryolarla hatta senaryosuz yola çıkarak muhteşem işler ortaya koyan yönetmenler vardır. Bakın, senaryo önemsizdir demiyoruz, tabii ki siz yine iyi senaryolar yazmaya çalışacaksınız. Fakat şunu anlamak gerekiyor: Film senaryoları sadece yol gösterici teknik metinlerdir. Bir filmin olmazsa olmazı değillerdir. Film senaryolarını işlevleri dışında yüceltmenin hiçbir anlamı yoktur.

Bu konuda daha fazla ayrıntı için şu yazımıza göz atabilirsiniz: Senaryo nedir? Senaryo neden gereklidir?

Sinemacılık hikaye anlatıcılığıdır

Şüphesiz sinema hikaye anlatımını kapsayan bir sanattır. Fakat her film ve buna bağlı olarak film senaryosu hikaye anlatacak diye bir kural yoktur. Sinema, görsel ve işitsel bir sanat olarak hikayesiz ürünler de ortaya koymamıza olanak verir. Bu bağlamda sinemacılık, yönetmenlik veya senaristlik eşittir hikaye anlatıcılığı demek yanlış olacaktır. Hikaye anlatımı sinemadan çok daha eski ve köklü olduğu için, çok genç sayılan bir sanat dalı olan sinemayı domine ettiği ve seyircilerin büyük bölümünün filmlerin hikayesine önem verdiği bir gerçektir. Ayrıca senaristler veya yönetmenler kendilerini hikaye anlatıcıları olarak tanımlayabilir. Fakat şunu unutmayalım: Kendilerini hikaye anlatıcısı olarak tanımlanamayan sinemacılar da bulunur. Örneğin, James Benning′in filmleri diyalog ve hikaye içermeyen fotoğrafik karelerden oluşur. Filminizde hikaye anlatmak istiyorsanız tabii ki anlatın, fakat bir senaryo yazmak yahut film çekmek için hikayeye ihtiyacınız olmadığının bilincinde olun.

Bu konuda daha fazla ayrıntı için şu yazımıza göz atabilirsiniz: Robert Bresson sinemada minimalizm üzerine ne diyor?

Senaryo yazmak öğretilebilir

Senaryo yazımının teknik ve biçimsel yönleri dışındaki unsurları öğretilemez, fakat öğrenilebilir. Tabii ki bu sizin öğrenme kavramından ne anladığınızla ilgili bir durumdur. Belli bir sanat dalında veya yaratıcı alanda öğrenme standartlaşmış belli kuralları kavramak değil, tamamen kendi kişisel deneyimlerinize dayanan kişiye özel bir öğrenme sürecinin içinde bulunmaktadır. Herhangi bir yaratıcı sürecin sınırsızlığını, bireyselliğini ve göreceliğini hesaba katarsak bu süreci kendi kendinize keşfetmeniz gerekir. Bu blog da dahil olmak üzere hiçbir kitabın ve hiçbir eğitmenin size bu işi öğretmesini beklemeyin.

Bu konuda daha fazla ayrıntı için şu yazımıza göz atabilirsiniz: Senaryo yazarlığı: Nasıl yaratıcı olunur?

Senaryonun konusu özgün olmalıdır

Senaryonuzun konusu değil kendisi özgün olmalıdır. Yüzlerce kez işlenmiş bir konu hakkında senaryo yazmanızın bir sakıncası yoktur. Burada önemli olan konuya dair bakış açınızın konuya bir yenilik, özgünlük ve kişisellik katmasıdır. Kısacası, klişe bir konuya her zaman özgünlük katma şansınız bulunur. Fakat özgünlük gibi bir derdiniz varsa sizden önce yapılanları iyi bilmeniz çok önemlidir. Özgünlük gökten zembille inmez veya vahit yoluyla elde edilmez. Daha önce yapılanların üstüne yeni bir şeyler eklemeniz, bir şeyleri eksiltmeniz ya da daha önce bir araya gelmemiş bir şeyleri bir araya getirmeniz gerekir. Kısacası özgünlük sıfırdan yaratılmaz, üstüne koymakla elde edilir.

Pulitzer ödüllü yazar Michael Chabon, daha önce yapılan işlerden yararlanılmasını tavsiye ederken, işi bir adım daha öteye taşıyarak özgünlük gibi bir derdimizin olmaması gerektiğini, kendi kişisel tecrübelerimizin halihazırda yaptığımız işe özgünlük katacağını savunur:

Bana sorarsanız özgünlük geleneği reddetmek değildir. Düşünün, kaotik bir tarihi dönemde düzenlerini korumaya çalışan üst orta sınıfa mensup bir ailenin romanını yazmak istiyorum. Stratejim şu olmamalı: “Romanımın Tolstoy’dan veya Thomas Mann’dan farkını nasıl gösteririm?” Bu aşamada kendime şunu sormalıyım: “Onların romanlarını nasıl kullanabilirim?” Benden öncekilerin çalışmalarının yaptığım şeyi şekillendirmesine izin vereceğim. Aynı şeyi yapmak istediğimden değil, hayattaki kendi eşsiz tecrübem kaçınılmaz olarak araya gireceği ve öncekilerden farklı bir iş çıkarmamı sağlayacağı için.

Michael Chabon

Bu konuda daha fazla ayrıntı için şu yazımıza göz atabilirsiniz: Unutulmaz filmler: Sinema tarihine damga vurmuş 15 film

Senaryo edebi bir eserdir

Senaryolar romanlar veya öykü kitapları gibi edebi eserler değildir. Senaryolar müzik notalarına benzer bir şekilde görüntü ve seslerin kağıda aktarılmış halleridir. Notalarla doldurulmuş bir beste örneğinin ne kadar edebi değeri var ise senaryolar da o kadar edebi değer taşır. Kısacası, senaryolar, senaryo yazmayı öğrenmek isteyenler için birer senaryo örneği olmalarının dışında tek başlarına bir işe yaramazlar.

Çok satan filmlerin senaryoları seyircinin beğenisine göre yazıldığı için başarılıdır

Seyircilerin beğenilerini aşağı yukarı herkes tahmin edebilir. Fakat seyircilerin beğenilerini hesaba katarak piyasa için film üretmek sandığınızdan zordur. Başarılı olan senaristlerin çoğunluğu aslında seyircinin beğenilerine göre yazmaz, fakat şöyle bir durum vardır: Senaristlerin ve seyircilerin beğenileri ortak olabilir. Yani senarist aslında seyircilerin büyük bölümüyle aynı beğenilere sahip olduğu için daha fazla seyirciye ulaşmıştır. Fakat bu durum başarının nedeni değil sadece sonucudur, başarının anahtarı yaratıcılık başta olmak üzere birçok farklı faktörde yatar.

Önce kuralların öğrenilmesi gerekir, sonra o kurallar yıkılabilir

Bu klişe belki başka mecralarda işe yarayabilir. Fakat yaratıcılığın kuralı olmadığı gibi aslında senaryo yazmanın da yıkılacak bir kuralı yoktur. Eğer senaryo yazımı belli kurallar çerçevesinde öğrenilirse yaratıcılık sadece bu kuralların yıkılması veya esnetilmesi üzerine kurulmuş dar bir bakış açısı içine sıkışır. Elinde çekiç olan her şeyi çivi olarak görür ve ‘yaratıcı’ yazar yıkılacak kural ararken odağını kaybeder. Kısacası kuralları ve kuralları yıkmayı bir kenara bırakmalısınız. Yukarıda söylediğimiz gibi özgün bir eser kuralları yıkmaktan değil, sizden önceki işleri bütüncül olarak iyi kavrayabilmekten ve bu işlerin üstüne koyabilmekten geçer. Bunun dışında, bu sitede üzerinde durduğumuz işin biçimsel ve sektörel kısmına ait standartların tabii ki öğrenilmesi gerekir. Fakat bu konuya kural yıkıcı yaklaşım sergilemenin size bir faydası yoktur. Çünkü bu standartlar sadece pratik amaçlara hizmet eder ve çok fazla bir özgünlük gerektirmez.

Sonraki yazı: 2020 Altın Ayı Ödülü: There Is No Evil

Önceki yazı: Bir Zamanlar Hollywood’da filminin senaryo analizi

© 2020 Yapım Ekibi