Film önerileri: 10 karakter odaklı film önerisi

Film önerileri: 10 karakter odaklı film önerisi

Bu yazımızda karakter odaklı film önerileri sunuyoruz. Bir veya birden fazla karakteri merkezine alan, karakterlerin ilişkilerine, iç çatışmalarına, seçimlerine ve duygularına odaklanan filmleri karakter odaklı film kategorisine sokabiliriz. Şüphesiz her filmin merkezinde bir karakter olacak diye bir kural yok, fakat senaryonuzu bir karakterin üstüne kurmayı planlıyorsanız ona karşı yaklaşımınız en az senaryoda karakter yaratmak kadar önemli.

Karakterinizi filmin ilk 10 dakikasında tanıyıp neye karşı mücadele ettiğini anlıyor muyuz, yoksa iç motivasyonları gizlendiği için filmin sonuna kadar tanımaya mı çalışıyoruz? Senaryonuz karakterini araç olarak kullanıp başka meselelere odaklanan bir anlatı mı, yoksa başlı başına karakterin iç dünyasına tanık olacağımız bir yolculuk mu?

İşte bu bölümde sizi bu sorularla baş başa bırakacak, karakterlerine farklı yaklaşımlarıyla ses getirmiş karakter odaklı film önerileri sunacağız. Bu filmleri seyretmek ve üzerlerine kafa yormak karakterinize yaklaşımınızı belirlemeniz konusunda size yardımcı olacaktır.

Karakter odaklı film önerileri

400 Darbe (400 Blows, 1959) – François Truffaut

karakter odaklı film

400 Darbe (1959), karakterine yaklaşımını kişisel deneyimler üzerinden kurar. Fransız yönetmen François Truffaut bu filmde ergenlik konusuna odaklanır, fakat ergenliği nostaljik ve toplumsal bir açıdan ele almak yerine tamamen kendi deneyimlerine dayanan, varoluşsal ve kişisel bir hikaye ortaya koyar. Filmde hiç bir şey temsili değildir. Her şey Antoine Doinel adlı karakterin ergenliği sırasında, ailesiyle, arkadaşlarıyla ve çevresiyle yaşadığı büyüme sancılarıyla ilgilidir. Böylece seyircinin karakterle duygusal bir bağ kurması kolaylaşır.

Günümüz sinemasında sık sık rastladığımız bu yaklaşımın temelleri 50’li yılların sonunda 400 Darbe (1959) gibi Fransız Yeni Dalgası filmleriyle atıldı. Bu yüzden film önerileri arasında bu filmin izlenmesi gerekenlerin başında geldiğini düşünüyoruz.

Hayatını Yaşamak (Vivre Sa Vie, 1962) – Jean-Luc Godard

karakter odaklı film

Hayatını Yaşamak (1962), oyuncu olmak isteyen fakat kendini fahişelik yaparken bulan bir kadının hayatına odaklanır. Fakat filmin yönetmeni Jean-Luc Godard, bu kadının hayatına tanık olurken, karakterle özdeşleşmemizi ve onunla duygusal bir bağ kurmamıza izin vermez. Bunu da filmi 12 bölüme ayırarak ve her bölümde yaşanacak ana olayların bilgisini ara başlıklar halinde seyircilere önceden bildirerek yapar. Olacakları önceden bilen seyirci merak duygusunu yitirir ve karaktere dışarıdan bir gözle bakma eğilimi gösterir. Böylece Godard, seyircide duygusal bir deneyim uyandırmak yerine tam tersine soğukkanlı yargıların ortaya çıkmasını sağlayan bir anlatı ortaya koymayı başarır.

Tiyatroda Bertolt Brecht’in uyguladığı bu tarzı sinemaya uyarlayan Godard, bu farklı yaklaşımıyla senaryoda karakter konusunda görülmeye değer bir sinematik deneyim sunuyor.

Sekizbuçuk (8½, 1963) – Federico Fellini

karakter odaklı film

Sekizbuçuk (1963) filmini aslında yeni senaryosunun konusunu bulmakta zorlanan İtalyan yönetmen Federico Fellini‘nin bu mücadeleyi filmin kendisine dönüştürmesi olarak tanımlayabiliriz. Film, özgüven krizi yaşayan bir film yönetmeninin karışık aşk hayatına ve çekim hazırlıkları sırasında aktörler, yapımcılar ve arkadaşlarıyla olan ilişkilerine odaklanır. Ayrıca ana karakterin hayallerini, idealize edilmiş çocukluk dönemini, ebeveynleri ile olan karmaşık ilişkilerini, Katolik eğitimini, cinselliğe ilk maruz kaldıktan sonra hissettiği utanç ve suçluluk duygularını rüya ve anı sekanslarıyla gözlerimizin önüne serer.

Sekizbuçuk (1963), karakterinin iç dünyasında yolculuk yapmamızı ve karakteri adım adım tanıyarak gerçeklik ile hayal arasında özgürce hareket etmemizi sağlayan oldukça kapsamlı bir karakter odaklı film. Fellini’nin bu kapsamlı yaklaşımı hem karakterin bütün yaşamına ve geçmişine geniş bir mercekle bakmamızı hem de bir yönetmenin yaratma sancılarını ve ikilemlerini tecrübe etmemizi sağlıyor. Bu yüzden, Sekizbuçuk (1963) sadece karakterine olan yaklaşımı için değil, her senarist ve yönetmenin kolaylıkla özdeşleşebileceği benzersiz bir tecrübe sunmayı başardığı için de sinema yapmak isteyen herkes tarafından seyredilmeli.

Karakter odaklı film önerileri

Claire’nin Dizi (Claire’s Knee, 1970) – Eric Rohmer

karakter odaklı film

Clarire’nin Dizi (1970) filmini farklı kılan bizi ana karakterin düşünceleriyle karşı karşıya getirmesidir. Film, orta yaşlarda bir diplomatın bir yaz tatili sırasında 16 yaşında bir kıza ilgi duyması ve yavaşça bu ilginin tutkuya dönüşmesi hakkındadır. Fransız yönetmen Eric Rohmer, karakterin aklının içinde dönüp duran düşünceleri diyaloglarda öyle bir ustalıkla işler ki, karakterin eylemleri ve düşünceleri arasındaki tutarsızlık seyircide sürekli bir sorgulama dürtüsü yaratır. Filmin başarısı ise karakterle özdeşleşme ve onu sorgulama arasında gidip gelen bu güçlü dürtülerin yarattığı gerilim hissinde yatar.

Açılış Gecesi (Opening Night, 1977) – John Cassavetes

Amerikan Bağımsız Sineması dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan John Cassavetes, Açılış Gecesi (1977) filminde, orta yaş krizleri yaşayan ünlü bir kadın oyuncunun bir tiyatro oyunu hazırlıkları sırasında yaşadığı bir kaç güne odaklanır.

Cassavetes, Fellini’nin Sekizbuçuk (1963) filminde yaptığı gibi karakterinin bütün hayatını ve geçmişini mercek altına alma ihtiyacı duymaz, fakat buna rağmen karakterin bir kaç gününü sunarak onun bütün hayatı hakkında seyircide güçlü bir izlenim yaratmayı başarır. Cassavetes, karakterini bize bir hikaye anlatmak veya bir konu hakkında bir tecrübe yaşatmak gibi ikincil nedenler için kullanmaz ve seyirciye karakterin yaşadıklarını temel alan bir önerme sunmaz. Cassavetes sadece belli şartlarda, belli bir durumda olan bir insanı bütün gerçekçiliğiyle sahneye koyar. İşin sonunda seyirci olarak yeni bir insan tanımış, bu insanla bir kaç gün geçirmiş, kişisel krizlerine, ilgi gereksinimlerine, yalnızlık ve acılarına tanık olmuş hissi yaşarız.

Yaşasın Aşk (Vive L’amour, 1994) – Tsai Ming-liang

karakter odaklı film

Yaşasın Aşk (1994) tek bir karaktere değil, gizli bir şekilde boş bir daireyi kullanan 3 yalnız insanın kesişme anlarına odaklanan bir film. Tayvanlı yönetmen Tsai Ming-liang‘ın başarısı ise karakterlerini çok az konuşturmasına rağmen onlar hakkında çok fazla fikir sahibi olmamızı sağlamasıdır. Ming-liang, karakterleri hakkında bir çok noktayı muğlak bırakır ve bu muğlaklıkları karakterlerini konuşturmadan görsel olarak yavaşça seyirciye tahmin ettirir. Muğlaklık tam anlamıyla kaybolmaz, fakat bu 3 karakterin şehir hayatında yaşadıkları yabancılaşmaya, yalnızlıklarına ve arzularına tam anlamıyla şahit oluruz.

Karakter odaklı film önerileri

Kirazın Tadı (Taste of Cherry, 1997) – Abbas Kiyarüstemi

Kirazın Tadı (1997) filmini diğer film önerileri örneklerinden ayıran özelliği tam anlamıyla ana karakterini tanıma fırsatı vermemesidir. İranlı yönetmen Abbas Kiyarüstemi, intihar etmek isteyen ve şehirde arabasıyla dolaşarak kendine bu iş için yardım edecek birini arayan orta yaşlı bir adama odaklanırken, karakterin kim olduğunu ve neden intihar etmek istediği gibi kilit noktaları muğlak bırakır. Böylelikle Kiyarüstemi seyirciyi yaratım sürecine davet ederek muğlak kısımları her bir seyircinin kendisinin tamamlamasını talep eder. Tabii ki bunu yaparken seyirciye boş bir kanvas sunmaz, karakterin insanları intiharına yardım etmesi için ikna etmeye çalışırken yaşadığı muhteşem diyaloglar ve sürekli araba içinde şehirde dolaşmanın dinamikliği karakteri tanımasak da onunla zaman geçirme isteğimizi dürter.

Bay Lazarescu’nun Ölümü (The Death of Mr. Lazarescu, 2005) – Cristi Puiu

karakter odaklı film

Romen yönetmen Cristi Puiu, Bay Lazarescu’nun Ölümü (2005) filminde karakterini bir araç olarak kullanır. Bir anda rahatsızlanan ve ambulansla hastaneye kaldırılıp o gece hayatını kaybeden yaşlı bir adama ‘odaklanmak’ yerine onu sadece takip eder. Puiu’nun odak noktası yaşlı adamın etrafında gelişen trajikomik fakat bir hayli gerçekçi olaylardır. Yaşlı adamın yozlaşmış sağlık sisteminden dolayı oradan oraya sevk edilerek huzursuz bir süreç içinde ölmesi ve sağlık çalışanlarının yozlaşmış sistem içinde insani değerlere yabancılaşması ana karakter Lazarescu sayesinde gözler önüne serilir.

Sen Şarkılarını Söyle (Inside Llewyn Davis, 2013) – Ethan Coen & Joel Coen

karakter odaklı film

Sen Şarkılarını Söyle (2013), Hollywood filmlerinin klasik karaktere yaklaşımını çok iyi esneten bir Amerikan filmi. Hollywood formülü şöyledir: Filmin ilk 10 dakikasında karakteri tanır ve çatışmasını ya da neye karşı mücadele ettiğini öğreniriz. Sonra da bütün film boyunca karakterin bu çatışmayı aşmaya çalışması ve bu çatışma sırasında yaşadığı değişime tanık oluruz. Filmin sonunda genellikle karakter çatışmayı aşar. Artık değişmiş ve farklı bir insan olmuştur.

Sen Şarkılarını Söyle (2013) filmi tam da bu formüle göre başlar. Filmin başında bize 60’lı yıllarda kendini gerçekleştiremeyen yetenekli bir folk müzisyenini tanıtır. Fakat ortaya çözülmesi gereken bir çatışma sunmaz, çünkü çatışma karakterin kendi hayatının bütünüdür. Filmde, yetenekli olmasına rağmen çevresine karşı duyarsız, bencil ve kibirli olan ve bu yüzden de başarıya bir türlü ulaşamayan genç bir müzisyenin bir hafta boyunca oradan oraya savrulmasına ve ailesi, arkadaşları ve iş arkadaşlarıyla olan ilişkilerine tanık oluruz. Fakat karakterin herhangi bir çatışmayı çözdüğünü veya karakterin değiştiğini görmeyiz. Film, karakterin bir haftasını sunduktan sonra bir Amerikan folk şarkısı gibi başladığı yerde biter.

Karakter odaklı film önerileri

14. Louis’nin Ölümü (The Death of Louis XIV, 2016) – Albert Serra

14. Louis’nin Ölümü (2016), tarihi filmlerde sıkça gördüğümüz klasik karakterlerin çok farklı bir yaklaşımla işlendiği tarihi bir karakter odaklı film. Ünlü Fransız Kralı 14. Louis’nin ölmeden önceki günlerine odaklanan filmde, insanın ölümlülüğü, yani bir kral olsak da öleceğimiz gerçeği ana karakterin tarihi kişiliğini yerle bir eder. Filmde bir kral değil, ölmek üzere olan yaşlı ve aksi bir adam izleriz. Katalan yönetmen Albert Serra‘nın bu yaklaşımı tarihi filmlerde pek rastlamadığımız bir doğallık sunarken, tarihi ve tarihsel kişilikleri sürekli abartarak epik bir dille sunmamız gerekmediği gerçeğini ortaya koyar.

Umarız bu filmler senaryoda karakter yaratma ve kendinize ait bir yaklaşım belirleme konusunda sizlere yardımcı olur.

Farklı konularda film önerileri sunmaya devam edeceğiz.

Bir sonraki yazı: Sinema dersi niteliğinde 5 minimalist film önerisi

Bir önceki yazı: Monolog konusunda vizyonunuzu genişletecek 3 film önerisi