Minimalist sinema üzerine Robert Bresson ne diyor?

Minimalist sinema üzerine Robert Bresson ne diyor?

Fransız yönetmen Robert Bresson (1901-1999), yarattığı minimalist tarzla tanınmış, Bir İdam Mahkumu Kaçtı (A man Escaped, 1956), Yankesici (Pickpocket, 1959) ve Rastgele Balthazar (Au Hasard Balthazar, 1966) gibi klasik filmlere imza atmıştır. Günümüzde biraz da üretim yöntemleri ve koşullardan kaçınılmaz hale gelen ve bağımsız sinemacılar arasında bir hayli popüler olan minimalist sinema akımının aslında ilk başarılı ve radikal örneklerini Bresson vermiştir.

Bresson, Danimarklı yönetmen Carl Theodor Dreyer´ın (1889-1968) sinemasında da görülen durağanlık ve sadeliği çok ileri boyutlara taşımış, filmlerini teatral öğelerden arındırmış, oyunculuk, dekor, hikaye ve sinematografiyi kapsayan bütüncül bir sadelik yaratmıştır. Bresson’un minimalist sinema tarzı, sadece karmaşıklığı sadeleştirmek ve az şeyle çok şey anlatmak değil, sinemayı edebiyat ve tiyatro gibi diğer sanat dallarının etkisinden kurtarmak ve sinema sanatının sadece kendine ait olan araçlarını kullanmaktan geçer. Bu nedenle Bresson, filmlerinde sadece görüntü, ses ve ritme odaklanmış, diğer bütün öğeleri sadeleştirmiş ve zamanında yaygın olan sinema anlayışına karşı çıkmıştır.

Bresson´un minimalist sinema üzerine düşüncelerini keşfetmek senaryo yazarken işimize yarayabilir mi?

Senaryo yazmak, ‘yazmak’ eylemini barındırdığı içi çoğu zaman edebiyat ve tiyatro ile karıştırılır. Halbuki senaryo yazmak müzik notaları gibi görüntü ve seslerin teknik olarak kağıda geçirilmesidir. Fakat çoğu zaman senaryo yazarken başlangıç noktası olarak alınan ana faktör filmin hikayesidir. Hikayeye odaklanmak senaristin görüntü ve seslerle düşünmesinin önüne geçer ve senaryoyu edebiyat sanatına yakınlaştırır. Aslında burada önemli olan odak noktasını görüntü ve seslere yöneltmektir, çünkü görsel ve işitsel olarak işlenen her şey bir filme daha yakın olacaktır. Zira hikayesiz bir senaryo yazılabilir ve hikayesiz bir film çekilebilir, fakat görüntü, ses ve ritmi olmayan bir film yaratmak söz konusu değildir. Tabii ki bu sinemada hikaye önemli değildir, bütün filmler hikayesiz olmalıdır anlamına gelmemelidir. Hikayenin önem derecesi senaristin bakış açısına göre değişecektir. Fakat şunu aklımızdan çıkarmamamız gerekir, hikaye sanılanın aksine bir senaryonun ya da filmin olmazsa olmazı değildir.

Bresson sinemasında anlatı, oyunculuk, dekor, drama gibi öğeleri sadeleştirmiş ve olmazsa olmaz öğelere odaklanmıştır. Bresson’un bu radikal bakış açısını keşfetmek senaryo yazarken işitsel ve görsel düşünebilmeniz adına faydalı olacaktır.

Sinematograf Üzerine Notlar

Sinema üzerine yazılmış en faydalı kitaplardan biri Bresson´un Sinematograf Üzerine Notlar kitabıdır. Bu kitapta Bresson zamanında yaygın olan sinema anlayaşına ‘sinema’, kendi anlayışına göre sadeleştirdiği minimalist sinemaya ise ‘sinematograf’ adını vermiş ve kısa notlarla çeşitli düşüncelerini paylaşmıştır.

Bu notlardan bazılarını çeşitli başlıklar altında inceleyelim:

Tiyatrodan ve edebiyattan arındırılmış minimalist sinema

Filmde, yaşamı kopya eden ve üstünde çalışılmış duyguları tıpatıp örnek alan tiyatronun doğal havası kadar sahte bir şey olamaz.

İki tür film var: Tiyatronun imkanlarından (oyuncular, sahneye koyma vb.) yararlanan ve kamerayı bir çoğaltma aracı olarak kullanan filmler; sinematografın imkanlarından yararlanan ve kamerayı bir yaratma aracı olarak kullanan filmler.

Sinematografın doğrusu, tiyatronun, romanın ya da resmin doğrusuyla bir olamaz. (Sinematografın kendi imkanlarıyla yakaladığı şey, tiyatronun, romanın ya da resmin kendi imkanlarıyla yakaladığı şeyle bir olamaz.)

Okuduğun kitaplardan alacağın düşünceler her zaman kitaptan alınma düşünceler olarak kalacaktır. Dosdoğru kişilere ve nesnelere yönel.

‘Sinema’ ve sinematograf

‘Sinema’, herkesin kullandığı kaynaktan beslenir. Sinematografsa, bilinmeyen bir gezegende keşfe çıkar.

Eskiden, Güzellik Tutkusu ve konunun yüceltilmesi. Bugün yine aynı soylu istekler: Maddeden ve gerçekçilikten sıyrılmak, doğayı bayağı bir şekilde taklit etmekten kurtulmak. Ama şimdi yüceltme tekniğe yöneldi… İki arada bir derede kalan ‘Sinema’. Ne tekniği (fotoğraf tekniğini) yüceltebilir, ne de (olduğu gibi taklit ettiği) oyuncuları. Tam olarak gerçekçi değil, çünkü teatral ve uzlaşmacı. Tam olarak teatral ve uzlaşmacı değil, çünkü gerçekçi.

İfade gücü, (oyuncu olsun, olmasın) kişilerin mimiklerine, hareketlerine, seslerindeki iniş çıkışlara bağlı olmayan, görüntüler ve sesler arasındaki ilişkilerle yaratılan sinematograf filmi. Tahlil etmeyen, açıklamayan. Yeniden kuran.

Görüntü ve ses kullanımı

Göze yönelik olan kulağa yönelik olanı gereksiz yere tekrarlamamalı.

Eğer bir ses bir görüntüyü tamamlayan vazgeçilmez öğeyse, ya sese üstünlük tanımak ya da görüntüye. Eşit oldukları takdirde, renkler için kullandığımız tabirle, birbirlerini boğarlar ya da öldürürler.

Görüntüyle ses birbirine destek olmamalı, bayrak yarışındaki gibi, her biri sırası geldiğinde kendi üstüne düşeni yapmalı.

Görüntünün mutlak değeri yoktur. Görüntülerle seslerin gücü ve değeri, senin onları nasıl kullandığına bağlıdır.

Tek başına göze hitap edildiğinde, kulak sabırsızlıkla bekler, tek başına kulağa hitap edildiğindeyse göz. Bu sabırsızlıkları kullan. Sinematografın gücü, iki duyumuza hitap etmesinden ve bunun bizim tarafımızdan ayarlanabilir olmasından gelir.

Eğer bir ses, bir görüntünün yerini tutabiliyorsa, görüntüyü ya tümüyle ortadan kaldır ya da etkisizleştir. Kulak daha çok içeriye doğru işler, göz ise dışarıya doğru.

Eğer göz bütünüyle fethedilmişse, kulağa ya hiçbir şey yüklememeli ya da çok az şey yüklemeli. İnsan aynı anda hem göz hem kulak kesilemez.

Göz (genelde) yüzeysel, kulak ise derindir. Bir tren düdüğü gözümüzde bütün bir garın görüntüsünü canlandırır.

Çok bekledik bir görüntü (klişe), asla doğru görünmeyecektir, doğru olsa dahi.

Bir ressamın gözüne sahip ol. Ressam bakarak yaratır.

Sanat

Güzel sanatlarda rekabet olmaz.

Sanata karşı düşmanlık beslemek, yeni ve beklenmedik olana karşı düşmanlık beslemektir.

Doğanın, her türlü sanattan, özellikle de drama sanatından arındırılmış varlıkları ve nesneleriyle sanat yapacaksın.

İçi boş bir “sanat sineması”, “sanat filmi” düşüncesi. Sanat filmleri, sanattan en yoksun filmler.

Bir şeyi, iki sanatın imkânlarını birden kullanarak, kuvvetli biçimde ifade etmek mümkün değildir. Ya tamamen biri olur, ya öteki.

Seyirci

Senin seyirci kitlen ne kitap okurlarıyla, ne de gösterilere, sergilere, konserlere gidenlerle aynı kitle. İnsanların, ne edebiyat zevkini, ne tiyatro zevkini, ne resim zevkini, ne de müzik zevkini doyurmak zorundasın.

Seyirciyi, yalnızca bir bölümünü sunduğumuz bir şeyin bütününü tahmin etmeye alıştırmak. Tahmin etmesini sağlamak. Onda tahmin etme arzusu uyandırmak.

Özel olarak belirli bir seyirci için çalışmak hem saçmadır, hem de boşuna. Bir şey yapıyorsam, onu ancak o sırada, kendi üstümde deneyebilirim.

Seyirci ne istediğini bilmez. Sen kendi isteklerini, zevklerini kabul ettir ona.

Filmin göz gezdirmek için yapılmadı, içine tamamen gömülmek, nüfuz edilmek için yapıldı.

Minimalist sinema

Azıyla yapabilen çoğuyla da yapabilir. Çoğuyla yapabilen ise mutlaka azıyla da yapamayabilir.

Bir hareketin, şu şekilde değil de bu şekilde yapılmış olmasını ya da bir cümlenin, şu şekilde değil de bu şekilde söylenmiş olmasını daha doğal bulmak saçmadır, sinematografta bir anlamı yoktur.

Yaratmak, kişileri ve nesneleri bozup değiştirmek ya da yeni kişiler, yeni nesneler uydurmak değildir. Var olan kişilerle nesneler arasında, var oldukları biçimiyle, yeni ilişkiler kurmaktır.

“Cinleri tepesine çıktı”: Cinleri tepeye çıkarmamalı. “Bütün kocalar çirkindir”: Bir sürü çirkin koca göstermemeli.

Gündelik yaşamda kendisini çevreleyen şeylerin arasından çekip çıkardığında, eski bir şey yenileşir.

Müzik. Filmini, filminin hayatından uzaklaştırır (müzikle kendinden geçmek). Müzik, tıpkı alkol gibi, uyuşturucu gibi, gerçeği değiştiren, hatta yok eden bir güçtür.

Senin dehan, doğayı taklit etmenden (dekor, oyuncular) kaynaklanmıyor, makinelerin doğadan dosdoğru aldığı parçaları, kendi tarzında seçip bir araya getirmenden kaynaklanıyor.

Ekleyerek değil, çıkartarak yaratılır. Geliştirmek ise başka bir şeydir. (Yaymak değildir.)

Yenilik ne ilginçlik demektir, ne de modernlik.

Neden sonuçtan sonra gelsin, birlikte ya da önce değil: Geçen gün Nötre Dame’ın bahçesinden geçerken bir adamla karşılaştım. Adam, arkamda benim görmediğim bir şey gördü ve birden gözleri parladı. Eğer onun görüp koştuğu kadın ve çocuğu onunla aynı anda görmüş olsaydım, bu mutlu yüz beni böylesine etkilemezdi; belki de dikkat bile etmezdim.

Minimalist sinema üzerine röportajlar

Şimdi de Bresson´un çeşitli röportajlarından derlediğimiz minimalist sinema ve diğer konulardaki düşüncelerini inceleyelim:

Müzik kullanımı

“Bence müziğin bir filmi dönüştüren bir unsur olduğu açık. Tüm unsurların; imge, ses ve ses efektleri, diyalog ve müzik birbirlerini etkilemeli ve dönüştürmelidirler. Dönüşüm olmadan, sanat olmaz. Bu yüzden bugünün sinemasını gerçek bir sanat olarak görmüyorum, çünkü yapılan başka bir sanat olan tiyatronun kopyası. Sinemanın gerçek ve bağımsız bir sanat olmasını istiyorsak, dönüşüm şarttır. Bir görüntü veya ses tek başına hiç bir şeydir. Görüntü ve sesler sadece onları neyin dönüştürdüğü ile ilgili olarak anlam kazanırlar. Bir görüntü yalnızca diğer görüntülere veya bir ses diğer seslere eşlik ettiğinde önem kazanır. Bu hatayı ilk başta ben de yaptım, müzik vurgulamak için değil, dönüşüm için kullanılmalı.”

Edebiyat uyarlamaları

“Edebi eserlere bir sinemacı gözünden bakmak zorundasınız. Sinematik bir eser baştan beri bir sinemacı olarak tasarlanmalı ve baştan beri sinematografik bir dille düşünülmelidir.”

“Ne pahasına olursa olsun kaçınılması gereken, edebi bir materyalin bir filme yerleştirilmesidir. Ressam Degas´ın, “Sanat tanrıçaları birbirleriyle konuşmaz, fakat bazen birlikte dans ederler.” diye bir sözü vardır. Demek istediği, sanatların iç içe geçmediği, ancak sık ​​sık birbirleriyle karşılaştığı; hatta birbirlerine dokunabildikleridir. Bu sinematografik adaptasyonda da böyle olması gerekiyor. Görüntünün hangi bölümü oynayacağı, o görüntünün ne getireceği, görüntünün neyi temsil ettiğini bilmelisiniz. Edebiyat uyarlamalardaki en yaygın hata, diyalogların bir tiyatro oyunundaki gibi kullanılması ve daha sonra da artıklık olarak görüntünün eklenmesidir.”

Gerçekçilik

“Hayatı kopyalamamalı, onu yeniden yaratmalısınız. Ben kaba gerçekliklerden aldığım unsurlarla onu yeniden yaratıyorum. Ve bu unsurların sesler ya da görüntüler halinde bir başkasının yanına eklenmesi bir dönüşüme neden olarak bir hayat meydana getiriyor. Bu doğal hayat, tiyatronun hayatı, bir romanın hayatı değildir. Bu, sinematografinin hayatıdır.”

Sadeleşmek

“Sadeleştirmenin hiç kimsenin aramaması gereken bir şey olduğuna inanıyorum. Yeterince çalıştıysanız, sadeleşme kendi kendine gelecektir. Sadeleştirmeyi veya sadeliği aramamalısınız, bu kötü bir resim, kötü bir edebiyat, kötü şiire yol açar.”

Sinematograf

“Sinemograf görüntüler ve sesler arasındaki ilişkiden oluşan bağımsız bir sanattır. Bir film yapmak için başka bir sanattan (her şeyden önce dramatik sanattan etkilenmeyen) ve diğer görüntülerle ve seslerle temas ettiğinde dönüştürülebilecek görüntülere sahip olmanız gerekir.”

Gizemi korumak

“Özünde, bütün sanatlar soyut ve aynı zamanda düşündürücüdür. Her şeyi gösteremezsiniz. Her şeyi gösterdiğinizde bu sanat değildir. Sanat çağrışım yaparak ilerler. Sinematograf için en büyük zorluk göstermemektir. İdeal olan hiçbir şey göstermemek olacaktır, ancak bu mümkün değildir. Bu yüzden, nesneleri sadece belli bir açısıyla göstermeliyiz, fakat diğer tüm açılarını akılda uyandırabilmeliyiz. Seyirciye tahmin etme şansını vermeniz gerekir. Gizemi korumak zorundasınız.”

Diyalog kullanımı

“Diyaloglar, sadece görüntünü iletişim kuramadığı zaman kullanılmalı. Bir karakteri konuşturmadan önce, bakışlarla, davranışlarla, belirli bir ilişkiyle, bir varlık biçimiyle neler yapabileceğime bakıyorum. Diyaloğu sadece daha derinlere inmek istediğimde kullanıyorum. Sonuçta, bir filmin fikirleri görüntülere yazılmalı, buna eşdeğer ağırlıkta sesler kullanılmalı ve diyalog buna yardımcı olmak için yalnızca son dakikada işin içine sokulmalıdır.”

Robert Bresson filmografisine hangi filmle başlamalıyız?

Bir önceki yazımızda Jean Renoir’ın I. Dünya Savaşı sırasında Alman kamplarına hapsedilen bir grup Fransız subaya odaklandığı Büyük Yanılsama (La grande illusion, 1937) filmini tavsiye etmiştik. Bu kez de Robert Bresson‘dan benzer bir konuda fakat çok farklı bir tarzda Bir İdam Mahkumu Kaçtı (A man Escaped, 1956) filmini tavsiye etmek istiyoruz. (İki filmi de seyretmeniz burada sunduğumuz düşünceleri kavramanız açısından faydalı olacaktır.)

Film, II. Dünya Savaşı sırasında bir Fransız direniş liderinin Nazilerin kontrolündeki bir hapishaneden nasıl kaçtığını odaklanır. Bresson bu kaçışı kendine özgü tekniğiyle, seyirciye rehberlik etmeden, sade ve durağan bir şekilde sunar. Buna rağmen seyircide gerginlik ve ilgi yaratmayı başarır.

Bu bölümü de bitirmiş olduk.

Bir sonraki yazımız İtalyan yönetmen Michelangelo Antonioni (1912-2007) hakkında olacak.

Bir sonraki yazı: Senaryo hikayeleri üzerine Michelangelo Antonioni ne diyor?

Bir önceki yazı: Jean Renoir sinemada gerçekçilik üzerine ne diyor?

Yazının video özeti