Monolog konusunda vizyonunuzu genişletecek 3 film önerisi

Monolog konusunda vizyonunuzu genişletecek 3 film önerisi

Bu yazı dizisinde senaryo yazarken yararlı olabilecek film önerileri sunuyoruz. İlk konumuz monolog yazarken iç ses kullanımı. (İç ses kavramı dış ses ve kafa sesi olarak da kullanılır. Biz yazımızda iç ses olarak kullandık.)

Senaryoda diyalog bölümünde diyalogların hikayenizi açıklamak gibi bir görevi olmadığını ve karakterlerin birbirleriyle ya da çevreleriyle etkileşiminden ortaya çıkan organik konuşmalara yer yerilmesi gerektiğinden bahsetmiştik. Eğer senaryonuzda iç ses şeklinde monolog bulunuyorsa, yani karakter başka bir karakterin değil de sadece seyircinin duyacağı şekilde konuşuyorsa yine aynı mantıkla yazmanız doğru olacaktır. Yani iç seste amacınız bir hikaye anlatmak veya bir hikayeyi açıklamak değil, karakterin seyirciyle etkileşimini sağlamak ya da görüntü ve seslerin tek başına sağlayamadığı yeni bir atmosfer oluşturmaktır. Aksi takdirde iç ses olarak yazdığınız monolog bir sinema filminin yaratıcı bir işitsel öğesinden ziyade, edebi metin olarak kalarak sesli bir kitaptan farklı olmayacaktır.

Bu bölümde farklı yaklaşımlarıyla iç sesi ustaca kullanmış 3 yönetmenin 3 filmini inceleyeceğiz.

Anlatıcı monolog

Bir İdam Mahkumu Kaçtı (A man Escaped, 1956) – Robert Bresson

Bir İdam Mahkumu Kaçtı (1956) II. Dünya Savaşı sırasında Fransız bir direnişçinin bir Alman hapishanesinden kaçışını anlatır. Film, ana karakterin kaçmak için yaptığı titiz çalışmaların ayrıntılarına odaklanır.

Fransız yönetmen Robert Bresson bu filmde sese çok önemli bir yer verir. Görüntüye ses vermek yerine, izleyicinin yalnızca ana karakterin dünyasını görmesini değil, aynı zamanda onu tam olarak duymasını sağlar. İlk başta ana karakterin iç sesi klasik anlamda bir anlatıcı gibi görünür, fakat biraz incelediğimizde durum hiç de öyledir. Bresson karakterini hikaye anlatıcısı gibi değil, sürekli çevresiyle etkileşip bulunduğu durumu yorumlayan gerçek bir insan gibi konuşturur. Monolog hiç bir zaman görüntünün boyunduruğu altına girmez ve görüntüyü açıklamaz, fakat gördüklerimizi çok farklı noktalara taşımayı başarır. Böylece iç ses doğrudan bir hikaye anlatma amacı gütmemesine rağmen filmin en önemli anlatıcı öğesi haline dönüşür.

Yorumlayıcı monolog

Kolleksiyoncu (La Collectionneuse, 1967) – Eric Rohmer

Bir sanat satıcısı rahatlatıcı bir yaz tatili için Riviera’daki on yedinci yüzyıldan kalma bir villaya gider. Ancak villayı beraber paylaşmak zorunda olduğu genç bir kızın varlığından rahatsız olmaya başlar. Filmde sanat satıcısının kızı ayartmak veya ayartmamak, kıza ilgi göstermek veya onu önemsememek üzerine kurulu ahlaki psikolojisine şahit oluruz.

Kolleksiyoncu (1967) için sinema tarihinde iç sesi en ustaca kullanan film dersek çok fazla abartmış olmayız. Sinemada iç ses, seyirci ve karakter arasında doğrudan bir iletişim sağladığı için karakterlerin her söylediği seyircide ‘mutlak doğru’ izlenimi yaratır. Bu yüzden seyirci olarak karakterlerin söylediklerine inanma eğilimi taşırız. Peki insanların kafalarının içindeki sesler sürekli doğruluğundan emin oldukları ve gerçek hayatta karşılığı olan düşünceler midir? Kişinin kendi ve fikirleri hakkında yanılma şansı yok mudur? İşte Fransız yönetmen Eric Rohmer tam da bu konu üstünde durur, ana karakterin bulunduğu durumları eş zamanlı olarak karaktere monolog şeklinde yorumlatır. Herhangi bir anlatıcı süzgecinden geçmemiş hissi yaratan bu düşünceler karaktere gerçek bir kişilik kazandırır. Fakat işin kilit noktası yakalanılan gerçekçilik değil, karakterin söyledikleriyle çelişen eylemlerde bulunabilmesinin veya çok emin olduğu ve seyirciyi inandırmayı başardığı düşüncelerinden bir anda cayabilmesinin ustaca işlenmesidir.

Böylece Rohmer bir bütün olarak inandırıcılığı yüksek, ahlaki ikilemleriyle kendiyle çelişen bir karakter yaratmış ve bu çelişkiyi iç sesle sinematik bir öğe haline çevirerek film süresince seyirciyi sürekli şaşırtmayı başarmıştır.

dış ses
Kolleksiyoncu (1967) filminden bir kare.

Atmosferik monolog

Yaşam Ağacı (The Tree of Life, 2011) – Terrence Malick

Amerikalı yönetmen Terrence Malick‘in 1950’li yıllarda Texas’da yaşayan bir ailenin fertleri üzerinden varoluş, yaratılış ve yaşamın anlamı gibi konuları işlediği muhteşem görüntü ve müziklerle donatılmış Yaşam Ağacı (2011) filminde, iç ses filmin atmosferine katkı sağlayacak şekilde kullanılmıştır. Diğer iki örneğin aksine bu filmde karakterlerin bulundukları durumu yorumlamalarını değil, etkileyici görüntü ve seslerin üzerine kesik kesik cümleler kurmalarını duyarız. Çoğunlukla aile fertlerinin birbirlerine, doğaya ve bir yaratıcıya hitap ettiği bu cümleler filme ruhani ve şiirsel bir atmosfer kazandırarak seyircinin maneviyatına hitap eden ve seyirciyi etki altında bırakan sesler haline dönüşür.

monolog
Yaşam Ağacı (2011) filminden bir kare.

İzlemenizi şiddetle tavsiye ettiğimiz bu üç film hakkında söyleyeceklerimiz bu kadar.

Gelecek yazılarda farklı konularda film önerileri sunmaya devam edeceğiz.

Bir sonraki yazı: Senaryoda karakter yaratmak: 10 karakter odaklı film önerisi

Bir önceki yazı: Abbas Kiyarüstemi sinemada seyirci üzerine ne diyor?