Senaryo yazmak öğrenilebilir mi? Nasıl yaratıcı olunur?

Senaryo yazmak öğrenilebilir mi? Nasıl yaratıcı olunur?

Sadece sinemada değil bütün sanat dallarında ve yaratıcı alanlarda karşımıza çıkan en temel ikilemlerden biri, yaratıcı bir faaliyetin öğrenilebilir olup olmadığıdır. Senaryo yazmak, film yapmak elbette ki öğrenilebilir. Fakat bu bizim öğrenme kavramından ne anladığımızla ilgili bir durumdur. Belli bir sanat dalında veya yaratıcı alanda öğrenme standartlaşmış belli kuralları kavramak değil, tamamen kendi kişisel deneyimlerinize dayanan kişiye özel bir öğrenme sürecinin içinde bulunmaktır. İlk yazımızda belirttiğimiz gibi bir senaryo yazmak teknik ve biçimsel meseleler dışında sınırsız, bireysel ve göreceli bir eylemdir. Başka bir deyişle senaryo yazmak, yaşantınıza, ilgi alanlarınıza, yaratıcı zekanıza ve entelektüel birikiminize bağlıdır. Bu alanlarda kazandığınız her yeni deneyim aslında bir öğrenme süreciyle eş değerdir.

Fakat piyasadaki senaryo kitaplarını incelediğimiz ve senaryo atölyelerine baktığımızda, senaryo yazmak genelde Amerikalı senarist ve eğitmenlerin görüşleri temel alınarak sadece belli bir tür sinemaya yönelik ve belli kurallar çerçevesinde öğretilen bir aktivite halini almıştır. Çatışma, 3 perde kuralı, karakterin dönüşümü gibi kavramlarla tek tip bir senaryolaştırma yapıldığı gibi, yaratıcılık sadece bu kuralların esnetilmesi üzerine kurulmuş dar bir bakış açısı içine sıkışmıştır.

Peki senaryo yazmayı öğrenmek için ne yapmalıyız?

Buna verebileceğimiz en temel cevap, bu blogta da üzerinde durduğumuz senaryo yazımı ve sunumunun teknik, mesleki ve sektörel kısımları hakkında bilgi sahibi olduktan sonra kişisel deneyimlerinizi çoğaltmak ve çeşitlendirmektir. Tabii ki bu çoğu zaman organik gelişen ve pek de kontrol edemeyeceğiniz bir süreç olabilir. Aklınıza hemen okumak, gözlemlemek ve gezmek gibi genel aktiviteler gelecektir. Fakat sonrasında neyi okumak, neleri gözlemlemek ve nereleri nasıl gezmek gibi bir çok yeni soru ortaya çıkacaktır. Yukarıda belirtiğimiz gibi bu kişiye özel bir süreç olduğundan somut kurallar sunarak belli bir yol haritası çizmek neredeyse yararsızdır. Çünkü her birimizin karakteri, koşulları ve ilgi alanları çok farklıdır. Fakat bütün bu farklılıklara rağmen, biz senaryo yazmak adına bu blogta bir takım ortak deneyimler sunmanın mümkün olduğunu düşünüyoruz. Bunu da belli kurallarla değil, çeşitli görüşler, bakış açıları ve bir takım genel tavsiyeler paylaşarak gerçekleştirmeye çalışacağız. İşe önce yaratıcılık kavramıyla başlayalım.

Senaryo yazmak ve yaratıcılık

Yaratıcılık bir eser ortaya koymanın olmazsa olmazıdır. Yaratıcılığın doğuştan kazanılmış bir özellik olduğu gerçeği bir kenarda dursun, günlük hayatta yüzleşmek zorunda kaldığımız tecrübeler ve insanların bakış açıları aslında sahip olduğumuz bu özelliği çok kolay köreltebilmektedir. Tabii ki ‘herkesin içinde bir yaratıcılık vardır’ gibi politik doğrucu bir tavır takınmak istemiyoruz, sonuçta her insan bir şeyler yaratma derinliğine ve hassasiyetine sahip olmayabilir. Fakat çok yetenekli olsanız bile, yaratıcılığınızı korumak, sürdürmek ve geliştirmek günlük hayatta o kadar da kolay değildir. Sinema sektörü de dahil olmak üzere standartlaşmış dünyalarda yaratıcı bir ruhla hayatta kalmak meşakatli bir iştir.

Huhg Macleod adındaki bir karikatürist boş zamanlarında kartvizitlerin arkasına çizdiği karikatürlerle şaşırtıcı derecede bir başarı kazanmış ve yaşadığı deneyim üzerine Nasıl Yaratıcı Olunur? adlı bir manifesto yayınlamıştır. Klasik kişisel gelişim zırvalarından çok farklı ve yaratıcılığı korumak adına son derece pratik tavsiyeler içeren bu manifestonun bazı maddelerini burada paylaşmanın faydalı olacağını düşünüyoruz.

Nasıl Yaratıcı Olunur?

Herkesi görmezden gelin.

Fikriniz ne kadar özgün olursa, başkalarının size verebileceği tavsiye de o kadar az olur.

Fikriniz büyük olmak zorunda değil.

Fikriniz sadece size ait olmalı. Fikriniz ne kadar yalnızsa, gerçekten şaşırtıcı bir şey yapmak için o kadar özgürsünüz demektir.

Değerli bir şey yapmak sonsuza kadar sürer.

Başarılı ve başarısız insanları birbirinden ayıran faktörlerin % 90’ı zaman, emek ve dayanıklılıktır.

Keşfedilmeyi beklemeyin.

Eğer planınız bir anda keşfedilmiş olmanıza bağlıysa, planınız muhtemelen başarısız olacaktır. Kimse aniden bir şey keşfetmez. İşler yavaş ve acı içinde yapılır.

Kendi tecrübelerinizden siz sorumlusunuz.

Yaptığınız şeyin iyi, anlamlı veya değerli olup olmadığına kimse karar veremez.

Herkesin tırmanması için bu dünyaya yerleştirilen özel bir Everest Dağı vardır.

Zirveye asla varamazsanız bunun için affedilebilirsiniz. Ancak kar hattının üstünden geçmek için en az bir ciddi girişimde bulunmazsanız, yıllar sonra ölüm döşeğinde tüm hissedeceğiniz koca bir boşluk olacaktır.

Ne kadar yetenekliyseniz, gereçlere o kadar az ihtiyaç duyarsanız.

Şarküteri menüsünün arkasına bir şaheser yazan biriyle buluşmak beni şaşırtmaz. Fakat havadar bir çatı katında antika bir yazı masasına gümüş bir dolmakalemle bir şaheser yazan biriyle tanışmak beni ciddi bir şekilde şaşırtacaktır.

Kalabalıktan uzak durmaya çalışmayın; tamamen kalabalıktan kaçının.

Çalışmanızı gerçekleştirme planınız, asıl işiniz kadar özgün olmalı, belki daha da fazlası. Bir mucize için bekleyen 250,000 diğer genç umutlu insan ile aynı şeyi yapmaya çalışmanın bir anlamı yok.

Gerekli fedakarlıkları yapmanın acısı her zaman düşündüğünüzden daha fazla acı verir.

Fakat ciddi bir şekilde yaratıcı bir şey yapmak, bu ya da başka bir yaşamda sahip olabileceğiniz en şaşırtıcı deneyimlerden biridir. Başarırsanız, bu acıya değer. Başaramasanız bile, inanılmaz, büyülü ve değerli şeyler öğreneceksiniz.

Öğrenebileceğiniz en önemli şey, ne yapmak istediğinizi ve ne yapmak istemediğinizi ayıran kırmızı çizgiyi nereye çizeceğinizdir.

Sanat, parası ödenen bir şey olmaya başladığı anda acı çekmeye başlar. Paraya ne kadar çok ihtiyacınız olursa, o kadar çok insan size ne yapacağınızı söyleyecektir. Daha az kontrole sahip olacak, bir çok saçmalığı yutmanız gerekecek ve bu sizi daha az neşeli bir insan yapacaktır. Bunu bilin ve buna göre plan yapın.

Satış yapmak göründüğünden daha zordur.

Ürününüzü daha ticari hale getirmek için sulandırmak, aksine ürünün insanlar tarafından daha az sevilmesine neden olacaktır. “Ticari veya sanatsal” olmak hakkında endişelenmek tam bir zaman kaybıdır.

Kendi sesinizi bulmak zorundasınız.

Bir Picasso her zaman Picasso’nun çizdiği gibi görünür. Hemingway her zaman Hemingway’e benzer. Bir Beethoven Senfonisi her zaman bir Beethoven’ın Senfonisi gibi ses çıkarır. Bir usta olmanın bir bölümü de başka kimsenin sesinden değil, kendi sesinden nasıl şarkı söylendiğini öğrenmektir.

Onay almanın en iyi yolu buna ihtiyaç duymamaktır.

Bu sanatta ve iş dünyasında eşit derecede geçerlidir. Ve aşk, ve seks, ve sahip olmaya değer her şey hakkında.

Yaratıcı olmanın en zor kısmı buna alışmaktır.

Yaratıcı dürtünüz varsa, kaybolmayacaktır. Ama bazen gerçeği kabul etmek ve buna alışmak biraz zaman alabilir.

senaryo yazmak
– Ne olmak istediğime karar veremiyorum: Bir milyoner mi yoksa bir sanatçı mı.
– Arayı bulamaz mısın? Milyoner bir sanatçı olmak gibi…

Huhg Macleod’a ait bir karikatür.

Ustalık Sınıfı

E.H. Gombrich, Sanatın Öyküsü adlı meşhur sanat tarihi kitabına, “Sanat diye bir şey yoktur aslında. Yalnızca sanatçılar vardır.” diye başlar. Biz bunun sinema için de geçerli olduğunu düşünüyoruz. Sinema yoktur aslında, sinemanın doğuşundan itibaren dünyanın her yanından sinemayı kendi bakış açılarıyla şekillendirmiş senaristler ve yönetmenler vardır. Sinemanın gelişim sürecinin bir sonucu olarak çoğalan ve çeşitlenen bir çok sinema anlayışı varken, senaryo yazmayı öğrenmek için neden sadece bir takım eğitmen ve senaristlerin ortaya koyduğu kavramları ve kuralları takip etmek zorundayız?

Ustalık Sınıfı (masterclass) adını verdiğimiz bu yazı dizimizde sinema tarihinden ve çağdaş sinemadan çeşitli senarist ve yönetmenlerin ilham verici ve ufuk genişletici düşüncelerine yer vereceğiz. Yazının başında belirttiğimiz gibi amacımız senaryo yazmayı öğretmek değil, usta isimlerin bakış açılarını keşfetmenizi sağlayarak kendi öğrenme deneyiminize küçük bir katkıda bulunmak.

Yazı dizimizin ilki Fransız yönetmen Jean Renoir (1894-1979) hakkında olacak.

Bir sonraki yazı: Sinema gerçekçilik üzerine Jean Renoir ne diyor?

Bir önceki yazı: Senaryo destekleri ve senaryo geliştirme atölyeleri