Jean Renoir sinemada gerçekçilik üzerine ne diyor?

Jean Renoir sinemada gerçekçilik üzerine ne diyor?

Sinemada gerçekçilik dendiğinde akla gelen ilk yönetmenlerden biri olan, empresyonist ressam Pierre-Auguste Renoir’ın oğlu Fransız yönetmen Jean Renoir (1894-1979), sessiz ve daha sonraki dönemlerde filmlerinin gerçekçiliği ve güçlü anlatılarıyla dikkat çekmiş, Büyük Yanılsama (La grande illusion, 1937), Oyunun Kuralları (La règle du jeu, 1939) ve Irmak (The River, 1951) gibi klasik filmlere imza atmıştır.

Sinemada şiirsel gerçekçilik akımının en başarılı örneklerini yaratan Renoir kendinden sonraki akımları, özellikle İtalyan Yeni-Gerçekçiliği ve Fransız Yeni Dalgası’nı büyük ölçüde etkilemiştir. (Bu akımlara ait örnekler veren yönetmenlerin görüşlerini daha sonraki yazılarımızda paylaşacağız.)

Şiirsel gerçekçi filmler, günümüzde aşina olduğumuz belgesel tarzı bir gerçekçilik ya da teknik gelişmenin sağladığı fotoğrafik gerçekçilik yerine, sanatçının bakış açısıyla stilize edilerek yaratılmış bir gerçekçilik üzerinde dururlar. Senaryo yazarken veya film çekerken gerçekçilik gibi bir derdiniz varsa sinemada gerçekçi filmlerin ilk başarılı örneklerini veren Fransız yönetmeni keşfetmenin faydalı olacağını düşünüyoruz.

Sinemada gerçekçilik ve Jean Renoir gerçekçiliği

Rekin Teksoy’un Sinema Tarihi kitabında Jean Renoir’ın gerçekçiliğinden şu şekilde bahsedilir:

Renoir´ın gerçekçiliğini, dış dünyayı olduğu gibi yansıtan bir gerçekçilik olarak ele almak yanlış olur. Çünkü Renoir, ilk filmlerinden başlayarak günlük gerçeklikle sinemasal gerçeklik arasına bir mesafe koyar, alıcıya ve oyunculara tanıdığı özgürlüğün sağladığı doğaçlamalar, günlük gerçeklikle perdedeki izdüşümü arasında kaçınılmaz bir uzaklık yaratır. Yönetmen günlük gerçeklikle yetinmeyip, gerçekliğin sınırlarını zorlar, daha uyumlu, daha etkileyici bir gerçeklik yaratır.

Çünkü baba Renoir´a göre ressamın görevi gerçekliği olduğu gibi aktarmak değil, onu yeniden yaratmaktır. Oğul Renoir aynı ilkeyi sinemaya uyarlayarak şöyle der: “Gerçekliğe öykünmek, kalıcılık getirmez, çünkü gerçeklik değişken ve geçicidir. Kalıcı olan, sanatçının gerçekliğe yaklaşma biçimidir ve bu amaca kısır bir öykünme ile değil, gerçekliği yeniden yaratmakla ulaşılır.” Renoir’a göre “gerçekçi olmanın, gerçekliği yakalamak olasılığını artırdığı” öne sürülemez, çünkü her büyük sanatın, bu arada sinemanın soyut yanları da vardır.

Renoir gerçekliği yeniden yaratırken, sözgelimi Hayvanlaşan İnsan‘da lokomotifi masalların uçan halısına benzetmesi, Irmak‘ta otları Hindistan’a yaraşır kılmak için boyatması, Büyük Yanılsama‘da tutsakları, özgürlüğün kendilerini yeni bir kargaşaya atacağını bile bile kamptan kurtulmaya yöneltmesi, Bay Lange’ı ya da Bayan Bovary’yi romantik bir ortama hapsetmesi, yeniden yarattığı gerçekliğin “şiirsel” boyutunun yalnızca birkaç örneğidir.

Rekin Teksoy’un Sinema Tarihi adlı kitaptan alıntılanmıştır.

Şimde de sinemada gerçekçilik üzerine Jean Renoir başka neler söylemiş inceleyelim:

Teknik gerçekçilik karşısında kişisel gerçekçilik

“Teknik ilkel olduğunda her şey güzeldir, fakat teknik mükemmelleştiğinde, tekniğin üstesinden gelebilecek kadar ustaca çalışan sanatçılar tarafından yaratılanlar dışında, hemen hemen her şey çirkin olur.”

“Tüm teknik gelişmeler beni caydırıyor. Mükemmel fotoğrafçılık, daha büyük ekranlar ve hi-fi sesler doğayı kopyalamamızı mümkün kılıyor ve bu kopyalama beni sıkıyor. Beni ilgilendiren, bir sanatçının yaşam hakkındaki izahıdır. Bir filmi yaratanın kişiliği beni bir nesnenin kopyasından daha fazla ilgilendirir.”

“Gözlerini kullanma zahmetine katlanan bir yönetmen için, yaşamımızı oluşturan her şeyde sihirli bir yan vardır. Bir metro istasyonu en az perili bir şato kadar gizemli olabilir.”

“Çocukça ve çalışkanlıkla Amerikalı ustalarımı taklit etmeye özeniyordum. Fransa’da yaşayıp Bordeaux şarabı içen, Brie peyniri yiyen, Paris’in gri görüntülerini seyreden bir Fransız’ın, kaliteli yapıt vermek için, kendisi gibi yaşayan insanların filmini yapması gerektiğini henüz anlamamıştım.”

“Hayalim, yazarın kitaplarında ya da ressamın resimlerinde yaptığı gibi kendimi doğrudan ifade edebileceğim bir sinema.”

Jean Renoir filmografisine hangi filmle başlamalıyız?

Jean Renoir’ın sinemada gerçekçilik üzerine düşüncelerini pekiştirmek adına filmografisine göz atmanın faydalı olacağını düşünüyoruz. Renoir’ın I. Dünya Savaşı konulu Büyük Yanılsama (La grande illusion, 1937) filmi iyi bir başlangıç olacaktır.

Film, I. Dünya Savaşı sırasında Alman kamplarına hapsedilen bir grup Fransız subaya odaklanır. Savaş filmlerinde aşina olduğumuz kötü kamp koşullarının aksine, filmde kamplarda koşullar çok da kötü değildir. Hatta Almanlar onlara olağanüstü bir kibarlık ve saygıyla davranırlar. Fakat Fransız subayların derdi kötü koşullar değil, özgürlük ve özsaygı gibi değerlerdir. Zaten film bir hapishaneden kaçış serüvenine değil, hem Fransız subayların kendi aralarında hem de Almanlarla yaşadıkları insani ilişkilere ve kurdukları bağlara odaklanır. Bu filmde Renoir savaşın mutlak gerçekliğini değil, kendi kişisel penceresinden gördüğü gerçekliği sunmaya çalışmıştır.

Filmi seyretmenizi tavsiye ederek bu bölümü burada bitiyoruz.

Bir sonraki yazımız bir başka Fransız yönetmen Robert Bresson (1901-1999) hakkında olacak.

Bir sonraki yazı: Minimalist sinema üzerine Robert Bresson ne diyor?

Bir önceki yazı: Nasıl yaratıcı olunur? Senaryo yazmak öğrenilebilir mi?

Yazının video özeti