Unutulmaz filmler: Sinema tarihine damga vurmuş 15 film

Bu bölümde dünya sinema tarihine şöyle bir göz gezdirip unutulmaz filmler keşfedeceğiz.

İnsanlık olarak aslında hiçbir şeyi sıfırdan üretmiyoruz, her zaman bizden öncekilerin yaptıklarını ya değiştiriyoruz ya da üstüne bir şeyler ekliyoruz. Aynı şey sinema için de geçerli. Hiçbir senarist hiçbir hikayeyi veya hiçbir yönetmen hiçbir filmi vahiy yoluyla elde etmez. Tek bir film bile içinde 100 küsür yıllık sinema tarihini içinde barındırır ve sinemacılar şu veya bu şekilde geçmişte yapılan işleri kendi özgün bakış açılarıyla değişime uğratır ve yeni eserlerin yolu açılır.

Sinema üzerine bir şeyler üretmeye kalkıştığımızda aslında bu işin geçmişi hakkındaki altyapıyı iki yöntemle ediniriz:

Birincisi otomatiktir: ticari veya sanat kaygılarıyla yapılmış olsun olmasın herhangi bir çağdaş filmi seyretmemiz bu altyapıyı edinmemiz için kafidir. Çünkü günümüzde üretilen her film geçmişten gelen birtakım ortak tecrübelerin üzerine kurulu olur. Biz her çağdaş film seyrettiğimizde geçmişten günümüze sinemanın geldiği son noktayı bu filmler aracılığıyla ediniriz. Hatta çoğumuz çocukluğumuzda çizgi filmlerin veya televizyon dizilerinin kullandığı film diline maruz kaldığımız için en temel altyapıyı bu kaynaklardan alırız.

İkincisi ise özel seçimlerimize dayanır: Yani işin geçmişini ve gelişimini özel olarak kavramak için sinema tarihinden kilit filmleri seyretmek ve üzerlerine kafa yormak gerekir. Bu yöntem hem yeni bir şeyler üretirken hem de günümüzdeki filmleri değerlendirirken daha bilinçli bir bakış açısı kazanmamızı sağlar.

İşte bu yazıda bu ikinci yönteme sizi yönlendirip sinema gözünüzü ve altyapınızı biraz daha rafine hale getirmenize yardımcı olacak unutulmaz filmler önereceğiz. Daha önceki yazılarımızda da bahsettiğimiz gibi sinemanın değişimi hakkında bilgi sahibi olmak, senaryo yazımı ve film üretimi konusunda yeni fikirler edinmenize katkı sağlayacaktır.

Şimdi gelin sinema tarihinden seçtiğimiz kilit filmlere göz atalım.

Unutulmaz filmler

Jeanne d’Arc’ın Tutkusu (The Passion of Joan of Arc, 1928)

unutulmaz filmler

Danimarkalı yönetmen Carl Theodor Dereyer‘e ait olan Jeanne d’Arc’ın Tutkusu (1928) sessiz sinemanın en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilir. Dreyer zamanın filmlerinde görülen devasa dekor kullanımını sadeleştirmiş ve minimalist bir anlayış ortaya koymuştur. Filmde kullanılan duygu yüklü yakın planlar, kurgu tercihleri ve oyunculuk performansları zamanın sinemasının bir adım önüne geçerek o yıllarda popülerleşmeye başlayan sesli sinemayı biçimsel olarak etkilemiştir.


Yurttaş Kane (Citizen Kane, 1941)

Amerikalı yönetmen Orson Welles, Yurttaş Kane filmi ile zamanında sinemada hakim olan bir çok kuralın dışına çıkmıştır. Welles o güne kadar sinemada sıkça kullanılan kurgudaki kesmeleri azaltarak, ön planı ve arkaplanı aynı netliğe ve derinliğe sahip sahneler kullanılmıştır. Böylece aynı kare içinde oyuncuları ön ve arkaplanlara yerleştirerek seyircinin ilgisini montaj dışı öğelerle çekmeyi başarmıştır. Günümüz filmlerinde çok olağan karşılanan bu durum, daha önce Kenji Mizoguchi, Erich von Stroheim, Jean Renoir, William Wyler ve John Ford gibi yönetmenlerin filmlerinde görülse de Yurttaş Kane (1941) filmine kadar başarıyla kullanılmamıştı.

Yurttaş Kane filminde ön ve arka planda yer alan oyuncularla oluşturmuş bir kare.

Bisiklet Hırsızları (Bicycle Thieves, 1948)

unutulmaz filmler

Bisiklet Hırsızları İtalya’da ortaya çıkan Yeni Gerçekçilik akımının başyapıtı olarak kabul edilir. Hayat şartlarının bir hayli zorlaşdığı II. Dünya Savaşı sonrası İtalya’sında yönetmen Vittorio De Sica, bu filmle kamerasını sokağa çevirmiş ve dönemin diğer yönetmenleriyle birlikte ilk defa amatör oyuncu ve gerçek mekan kullanarak yoksulluk ve sınıf çatışması gibi toplumsal konular üzerinde durmuştur. O güne kadar genelde stüdyolarda ve steril ortamlarda profesyonel oyuncularla gerçekleştirilen filmlerden çok farklı olan bu yaklaşım, gerçek insanların hayatlarını beyaz perdeye taşıyarak sinemada gerçekçi bir tarza kapı açmıştır.

Yeni Gerçekçilik akımı ve sonrası hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek için şu yazımıza göz atabilirsiniz: Antonioni hikaye anlatıcılığı üzerine diyor?

Yeni Gerçekçilik öncesi sinemada gerçekçilik kavramı hakkında bilgi almak için: Jean Renoir sinemada gerçekçilik üzerine ne diyor?


Tokyo Hikayesi (Tokyo story, 1953)

Japon yönetmen Yasujirô Ozu kamera hareketlerinin olmadığı sabit açılar kullanarak kendine özgü bir tarz geliştirmiş ve bu tarzla kendinden sonraki birçok Avrupalı yönetmeni etkisi altında bırakmıştır. Ozu, sinemanın ilk yıllarındaki sabit açılardan farklı olarak düşük kamera açısı kullanır. Bu da tavanla birlikte tüm mekanı görmemizi sağlar. Böylece mekan bir karakter haline getirilerek anlatımın bir parçası olur. Tokyo Hikayesi (1963), yönetmenin bu tarzı uygulandığı en başarılı örneklerden biridir.


Viridiana (1961)

Viridiana sinema tarihinden sürrealist filmlerin en başarılılarından biri olarak kabul edilir. Sürrealist filmler geleneksel hikaye anlatımının dışına çıkarak aralarında rasyonel bağlantılar olmayan olaylar üzerine kurularak sinema tarihinde farklı bir yer edinmişlerdir. Ayrıca bu filmler genellikle toplumdaki din, aile ve evlilik gibi geleneksel kurumlara saldırır. İspanyol yönetmen Luis Buñuel, bu filmde Hristiyan ahlak anlayışını erotizm ve fetişizm üzerinden alışılagelmedik bir anlatım tarzıyla eleştirmeyi başarmıştır.


Rastgele Balthazar (Au Hasard Balthazar 1966)

unutulmaz filmler

Sinema doğuşundan itibaren edebiyat ve tiyatro sanatının etkisi altında kalmıştır. Fakat Fransız yönetmen Robert Bresson gibi bazı yönetmenler sinemanın tek başına değerlendirilmesi gereken bir sanat olarak görmüş ve sinemayı diğer sanatlardan arındırmayı amaçlamışlardır. Bu nedenle Bresson, filmlerinde sadece görüntü, ses ve ritme odaklanmış, diğer bütün öğeleri sadeleştirmiş ve zamanında yaygın olan hikaye odaklı dramatik sinema anlayışına karşı çıkmıştır. Bresson filmlerinde durağanlık ve sadeliği çok ileri boyutlara taşımış, filmlerini teatral öğelerden arındırmış, oyunculuk, dekor, hikaye ve sinematografiyi kapsayan bütüncül bir sadelik yaratmıştır. Rastgele Balthazar (1966) sinemadaki bu minimalist anlayışı tecrübe edebileceğiniz unutulmaz filmler arasında yer alır.

Bresson sineması hakkında daha ayrıntılı bilgi için şu yazımıza göz atabilirsiniz: Robert Bresson sinemada minimalizm üzerine ne diyor?


Persona (1966)

İsveçli yönetmen Ingmar Bergman, Persona (1966) filmiyle sinema tarihinin en başarılı psikolojik dramlarından birine imza atmıştır. Bergman bu filmde hikayeye değil, iki kadının ilişkilerine ve psikolojik ruh hallerine odaklanır. Yönetmenin görüntüler arasına sıkıştırdığı fotoğraflarla gerçekleştirdiği yenilikçi kurgu tarzı ise bu psikolojik deneyimi tamamlayıcı niteliktedir.


Kerkenez (Kes, 1969)

60’ların sonları ve 70’lerin başlarında Yeni Gerçekçilik akımına benzer toplumsal gerçekçi bir sinema ortaya çıkmıştır. Sosyal ve siyasi meselelere eğilen bu filmler genelde işçi sınıfının hikayelerine yer vererek amatör oyunculuk ve gerçek mekanlardan yararlanırlar. İngiliz yönetmen Ken Loach, Kes (1969) filminde işçi sınıfından bir çocuğun bir kuşla ilişkisi üzerinden eğitim sistemini ve işçi sınıfının koşullarını eleştirerek dönemin toplumsallık ve duygusallığını birleştiren gerçekçi sinemasını başarılı bir şekilde yansıtmıştır.


Easy Rider (1969)

Amerikalı yönetmen Denis Hopper, düşük bütçeyle ve bağımsız olarak çektiği bu filmle dünya çapında binlerce bağımsız film yapımcısı için yeni bir rol modeli olmuştur. Easy Rider (1969), Kuzey Amerika’da film yapımının sadece büyük yapım şirketlerin tekelinde olmadığını kanıtlamış ve film yapımında yönetmenin rolünün önemini arttırmıştır. Bu filmden sonra yönetmenler yapımcı şirketler tarafından işe alınan çalışanlar olarak değil, filmin bütün aşamalarında güçlü bir karar verici haline gelmeye başlamıştır.

Konu hakkında daha fazla bilgi için dönemin bağımsız sinemasının en büyük temsilcilerinden biri olan John Cassavetes hakkındaki yazımıza göz atabilirsiniz: Bağımsız sinema üzerine John Cassavetes ne diyor?

Ayrıca bağımsız sinema Avrupa’da ortaya çıkan auteur sinemasıyla yakından ilgilidir. Konu hakkında bilgi için: Auteur kuramı üzerine Godard ve Truffaut ne diyor?


Ayna (Mirror, 1975)

Rus yönetmen Andrei Tarkovsky, şiirsel sinema kavramını ortaya atarak sahnelerin aralarında rasyonel bir bağlatının gerekli olmadığını ve bir filmin aynı bir şiirdeki gibi düzensiz parçalardan meydana gelebileceğini savunmuş ve mistik öğeler, felsefesik sorgulamalar ve estetik kaygıların plan sekanslar halinde sunulduğu bir sinema yaratmıştır. Yönetmen bu tarzını Ayna (1975) adlı filmde başarıyla ortaya koymuş ve Theodoros Angelopulos, Nuri Bilge Ceylan, Lars Von Trier, Krzysztof Kieslowski, Aleksandr Sokurov, Béla Tarr, Gus Van Sant, Carlos Reygadas, Steven Soderbergh, Terrence Malick, Andrey Zvyagintsev gibi bir çok sinemacıyı etkilemiştir. Tarkovsky’yi keşfederken sinema tarihi açısından her biri kilit filmlere imza atan bu yönetmenlere de göz atmanız listeyi tamamlamak adına faydalı olacaktır.


Manhattan (1979)

unutulmaz filmler

Amerikalı yönetmen Woody Allen, komedi ve romantizmi entelektüel bir düzlemde birleştirerek sinemada nevi şahsına münhasır bir tarz ortaya koymuştur. Allen, günümüzde bir Hollywood yönetmeni gibi lanse edilse de 70’li yıllarda Bergman filmlerinde tanık olduğumuz tarzda insan ilişkilerini çoğunlukla filmlerinin geçtiği New York’un şehir kültürüyle içe içe geçirmiş ve sinemada bir şehre güçlü bir karakter rolü vermiştir. Manhattan (1979) yönetmenin tüm bu yönlerini bir arada tecrübe edebileceğiniz unutulmaz filmler arasındadır.


Arkadaşımın Evi Nerede? (Where Is My Friend’s House?, 1987)

Gülük hayattan kesitler, doğal oyunculuk, sabit açılar, doğaçlama, amatör oyuncular, gözlemler ve tespitler. Bu kelimeler tanıdık geldi mi? Ülkemizdeki bağımsız sinemayı özetleyen bu kelimelerin 80’lerin sonlarında ve 90’ların başlarında İranlı yönetmen Abbas Kiyarüstemi ile dünya sinemasına tekrar kazandırılmış ve yepyeni minimalist bir tarza bürünmüştür. Kiyarüstemi modern film yapımını sorgulamış ve insanların günlük yaşamlarının gözlemlerinden yararlanarak karmaşık meseleleri basit bir dille anlatmayı başarmıştır. Ülkemizin en başarılı sinemacılardan biri olan Nuri Bilge Ceylan, çoğunlukla Tarkovsky ve Ozu gibi isimlerle anılsa da Ceylan’ın ilk filmleri aslında daha çok Kiyarüstemi’nin film yapma tarzıyla benzerlik gösterir. Arkadaşımın Evi Nerede (1987) filmi bu tarzı gözlemleyerek ülkemizde 2000’li yıllarda hakim olan sinema anlayışını daha iyi anlamanızı sağlayacaktır.

Abbas Kiyarüstemi hakkında daha fazla bilgi edinmek için şu yazımıza göz atabilirsiniz: Abbas Kiyarüstemi sinemada seyirci üzerine ne diyor?


Ucuz Roman (Pulp Fiction, 1994)

unutulmaz filmler

Popülerliğin getirdiği yozlaşmayla Woody Allen gibi Quentin Tarantino da günümüzde sadece bir Hollywood yönetmeni muamelesi görebiliyor. Fakat Tarantino sadece bir popüler kültür insanı değil, bir çok yönden dünya sinemasını etkileyen ve dönüştüren güçlü bir yönetmen. Ucuz Roman (1994) filmi Amerika’da 70’li yıllarda başlayan ve sonraki yıllarda devam eden bağımsız film furyasının ulaştığı en yüksek noktalardan biridir. Çünkü sinema tarihinde hiç bir bağımsız film bu denli başarıya ulaşamamıştır. Avrupa’da ortaya çıkan auteur sinemadan etkilenen Tarantino’nun paralel hikayeleri müthiş şekilde kurgulaması, tempolu günlük konuşma diyalogları ve estetize edilmiş şiddet sahneleriyle hem yepyeni bir tarz ortaya koymuş hem de tür sineması kavramını genişletmiştir.


Komik Oyunlar (Funny Games, 1997)

unutulmaz filmler

Tarantino’nun estetize edilmiş şiddetine karşılık Avusturyalı yönetmen Michael Haneke seyirciyi kışkırtan ve rahatsız eden bir şiddet formu ortaya koyar. Komik Oyunlar (1997) bir film olmaktan çok bir anti-film olarak adlandırılabilir. Çünkü Haneke bu filmde seyirci olarak sinemadan edindiğimiz bazı alışkanlıklarımızla dalga geçer gibi seyirciyi sürekli ters köşe eder. Haneke sinemada çoğu şeyin yönetmen ve seyirci arasındaki bir kabulleniş olduğunu ve bu film dilinin çok kolay bir şekilde kırılabileceğini göstererek sinema tarihinde seyirci ve film arasındaki duvarı başarılı bir şekilde yıkmayı başaran yönetmenlerden biri olmuştur.


Bay Lazarescu’nun Ölümü (The Death of Mr. Lazarescu, 2005)

2000’li yıllar sinema tarihinde yer almak için çok yakın bir tarih sayılabilir. Fakat Romen yönetmen Cristi Puiu, tek başına Romen Yeni Dalgası gibi bir akımı yaratmayı başararak bütün Avrupa sinemasını etki altında bırakmış ve şimdiden sinema tarihine geçmeyi hak etmiştir. Puiu çoğunlukla omuz üstünden hareketli subjektif çekimlerle karakterleri takip eden planlar kullanıp belgesel filmlerinde görülen cinema-verite tarzını kurgu filmlere uyarlamıştır. Aşırı doğal ve gerçekçi bir atmosfer ve oyunculuk performansları içeren bu filmler neredeyse gerçek, hatta gerçekten daha da gerçek olmayı başararak trajikomik bir hal alır. Bay Lazarescu’nun Ölümü (2005) filminde yaşlı bir adamın yozlaşmış sağlık sisteminden dolayı oradan oraya sevk edilerek huzursuz bir süreç içinde ölmesi ve sağlık çalışanlarının bu sistemin içinde insani değerlere yabancılaşması gerçekçi bir tarzda sunulmuştur.

Bu listede yer alabilecek fakat daha önce önerdiğimiz için listeye eklemediğimiz sinema tarihinden bir çok kilit filmi Film Önerileri sayfamızda bulabilirsiniz.

Sonraki yazı: Film analizi: Senaryoya dayalı film analizi nasıl yapılır?

Önceki yazı: Cate Blanchett 77. Venedik Film Festivali jüri başkanı

Unutulmaz filmler SSS

Sinema tarihine damga vurmuş unutulmaz filmler nelerdir?

Jeanne d’Arc’ın Tutkusu (The Passion of Joan of Arc, 1928), Yurttaş Kane (Citizen Kane, 1941), Bisiklet Hırsızları (Bicycle Thieves, 1948), Tokyo Hikayesi (Tokyo story, 1953), Viridiana (1961), Rastgele Balthazar (Au Hasard Balthazar 1966), Persona (1966), Kerkenez (Kes, 1969), Easy Rider (1969), Ayna (Mirror, 1975), Manhattan (1979), Arkadaşımın Evi Nerede? (Where Is My Friend’s House?, 1987), Ucuz Roman (Pulp Fiction, 1994), Komik Oyunlar (Funny Games, 1997), Bay Lazarescu’nun Ölümü (The Death of Mr. Lazarescu, 2005)